Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa
erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir.
Gebeliğin yasal sınırlar içerisinde istek üzerine aile planlaması amacıyla
sonlandırılmasına yasal tahliye, başka bir nedenle (anne adayının sağlık
durumunun gebeliğin devamına izin vermemesi, bebekte yaşamla bağdaşmayan
anomaliler olması veya ölmüş olması) sonlandırılmasına ise tıbbi tahliye adı
verilir. Aşağıda kendiliğinden oluşan düşüklerle ilgili bilgiler
verilecektir.
Bazı tanımlamalar
Anembriyonik gebelik (anembriyonik=embriyo olmayan yani "boş" gebelik;
ingilizce=blighted ovum)
Yapılan ultrasonda gebelik haftasına göre embriyo görülmesi gerekirken,
embriyonun görülememesi durumudur. Embriyonun abdominal (karından yapılan)
ultrasonografide takriben 6 haftalıkken, vajinal ultrasonografide ise
takriben 5.5 haftalıkken görülememesi durumunda anembriyonik gebelik
düşünülür (Ancak gebelik haftası değerlendirmesi yapılırken son adet tarihi
baz alındığında oluşabilecek hatalar nedeniyle (geç yumurtlama gibi),
haftaya bağlı yorum çok dikkatli yapılmalıdır). Gebelik kesesi bu durumda
haftasına uygun büyüklükte olabileceği gibi, normalden büyük ya da küçük
olabilir. Embriyo gebeliğin erken aşamasında aşağıdaki anlatılacak
nedenlerden birine bağlı olarak ölmüş ve rezorbe olarak ("eriyerek")
görülmez hale gelmiş, ya da baştan beri hiç gelişmemiştir. Gebelik
hormonları belli bir süre daha etkili olmaya devam eder ve belli bir süre
sonra (ortalama 1 hafta içinde) gebeliğin düşükle sonuçlanması beklenir.
Anembriyonik gebelik tanısının kesin olduğu durumlarda tıbbi tahliye
uygulanmalıdır. Şüphede kalınan durumlarda ikişer gün aralıklarla tercihan
vajinal ultrasonografide gebelik kesesinin büyümesi izlenebilir ve /veya
beta HCG değerlerinin normal artıp artmadığı araştırılabilir (beta HCG bu
dönemde 48 saatte bir yaklaşık iki katına çıkar ve gebelik kesesi günde
ortalama 1.2 milimetre büyür). Gebelik kesesinin büyümemesi, küçülmesi veya
gerekenden yavaş büyümesi durumunda yine anembriyonik gebelik tanısı konarak
gebelik sonlandırılmalıdır.
Bozulmuş gebelik
Anembriyonik gebelikle benzer bir durumdur. Sıklıkla gebelik kesesinin
düzensiz olarak izlendiği durumlarda bu tanı konur. Normalde yusyuvarlak
olması gereken gebelik kesesi düşükten hemen önceki dönemde düzensiz hale
gelebilir ve yine sıklıkla kesenin etrafında az miktarda kan birikimi olur.
Bozulmuş gebelik ifadesi genellikle bu durumu tarif etmek için kullanılır.
Tanı konduktan sonra tıbbi tahliye ile gebeliğe son verilir.
Missed abortion (missed abortus da denir)
Embriyo öldükten belli bir süre sonra anne adayının kanına bazı maddeler
geçmeye başlar ve kısa süre içinde gebelik hormonları da azalmaya başlar.
Takiben gebelik belirtileri giderek azalır. Döllenen yumurta hücresinin
üretilmiş olduğu yumurtalıkta, ovulasyondan hemen sonra çatlamanın oluştuğu
bölgede ortaya çıkan ve gebeliğe erken dönemde progesteron desteği veren
corpus luteum (korpus luteum okunur) yapısı da çöker. Buna bağlı olarak
hormon desteğini yitiren gebelik, uterus kasılmalarıyla kendini dışarıya
atma işlemlerine başlar. Bu işlemler genellikle embriyo öldükten sonraki
birkaç gün içinde başlar ve bir haftanın sonunda ağrı ve kanamayla gebelik
ürünleri dışarı atılır. Embriyonun ölmesinin üzerinden 2 hafta geçmiş
olmasına rağmen düşük eyleminin başlamamasına missed abortus ("beklenen ama
gerçekleşmeyen" düşük) adı verilir. Bu tanı giderek azalmaktadır, zira
günümüzde embriyonun ölü olduğu farkedildiğinde kısa zamanda tıbbi tahliye
önerilir. Bu tanı en sık ultrasonda son adet tarihine göre olması gereken
embriyo gelişiminin en az iki hafta geri kaldığı ölmüş embriyo (12. haftadan
sonra fetus denmelidir) görüldüğünde konur. Tedavi yine gerekli ön tetkikler
sonrası tıbbi tahliyedir.
IUMF: Inutero mort fetalis (=fetusun ölmesi)
Fetusun herhangi bir nedene bağlı olarak öldüğünün gözlenmesi durumunda bu
tanı konur. Ölüm gerçekleştikten sonra anne adayının kanına geçen bazı
maddelerin etkisiyle ve hormonların azalmasıyla sıklıkla en geç iki hafta
içinde düşük eylemi kendi kendine başlar. Ancak günümüzde bu tanı konduğunda
beklemek yerine gerekli ön tetkikleri takiben tıbbi tahliye önerilir.
Bu aşamada bir konudan daha bahsetmekte fayda vardır: Herhangi bir nedenle
embriyo ya da fetus öldüğünde anne adayının kanına geçen maddeler kan
pıhtılaşma mekanizmasını olumsuz yönde etkileyen maddelerdir. Bebek
öldüğünde gebelik haftası ne kadar ileriyse ve ölümün üzerinden geçen gün
sayısı ne kadar fazlaysa kan pıhtılaşmasının olumsuz yönde etkilenme riski o
kadar fazladır. Bu pıhtılaşma bozukluğu basit bir şekilde yanlızca
pıhtılaşma zamanını hafifçe etkileyen ve uzatan bir bozukluk olabileceği
gibi, tüm pıhtılaşma faktörlerinin kısa zamanda tükenmesiyle sonuçlanan
ciddi bir durum olabilir. DIC (Disseminated intravascular coagulopathy,
yaygın damariçi pıhtılaşması) adı verilen bu durum kanamaya bağlı ölüme bile
neden olabileceğinden, bebeğin ölü olduğu saptandığında gerekli ön tetkikler
yapıldıktan sonra fazla beklenmeden gebeliğin tahliye edilmesi tercih
edilir. Halk arasında bu durum "ölü bebeğin anneyi zehirlemesi" olarak
bilinir.
DIC ihtimalini araştırmak için kan pıhtılaşmasını değerlendiren testlerin
fetusun ölü olduğu tüm durumlarda yapılması gerekir. Özellikle yüksek riskli
durumlarda (büyük gebelik, fetusun uzun zamandan beri ölü olduğundan
şüphelenilmesi) tahliye öncesi hastanın kan grubuna uygun olarak taze kan
hazır bulundurulması da önemlidir.
Spontan (kendiliğinden) abortus
Bozulmuş gebelik veya anembriyonik gebelik oluştuğunda, bebek öldüğünde
yukarıda anlatıldığı gibi fizyolojik mekanizmalar devreye girer ve uterusun
içini boşaltarak gebelik öncesi duruma getirmeyi amaçlar. Bu da kendini
gebeliğin ilk 20 haftasında kanama, ağrı ve beraberinde "parçalar" düşürme
şeklinde gösterir. Gebelik haftası ilerledikçe kaybedilen kan miktarı artar
ve düşen "parçaların" hacmi de daha fazla olur. Muayenede serviks (rahimağzı)
açıktır ve dışarıya kan ve gebelik ürünlerinin çıktığı gözlenir. Düşük
eylemi vücudun kendisi tarafından başlatılmıştır.
Düşük eyleminin kendi kendine başlayıp bitmesi durumunda komplet abortus
(tamamlanmış düşük) deyimi kullanılır. Özellikle ilk 6 haftasında veya 14
haftalıktan büyük olan gebeliklerde oluşan düşüklerde sıklıkla komplet
abortus oluşur. Muayenede kanamanın az olduğu gözlenirse ve tercihan vajinal
ultrasonografide uterusun içinin tamamen boşaldığı gözlenirse ek müdahale
gerekmez.
Bazı durumlarda ise düşük eylemi başlar ancak uterusun içinin kendi kendine
boşalması uzun sürer ve bazen de tam boşalma hiç gerçekleşmez. Bu duruma da
inkomplet abortus (tamamlanmamış düşük) adı verilir. Özellikle 6 hafta ile
14 haftalık gebeliklerin düşükle sonuçlandığı durumlarda zarlar ve yeni
gelişmekte olan plasenta uterusa sıkıca tutunmuş olduklarından uterus
kasılmaları bu yapıları yerinden söküp dışarı atmakta zorlanır. Düşük eylemi
sürdükçe uterus tam boşalamamış olduğundan kanama devam eder. Bu durumlarda
hem kanamayı durdurmak, hem de içeride kalan parçaların enfeksiyona
yolaçmasını önlemek için kürtaj yapılması gerekir. Kürtaj, gebelik haftasına
göre değişmek üzere, 10. haftaya kadar genellikle plastik boru şeklinde
aletlerle uterus içinde kalan parçaların temizlenmesi işlemine verilen
isimdir. Plastik borular, arka kısımlarına takılan vakumun emici etkisiyle
ve yine uçlarının nispeten keskin olması nedeniyle uterus duvarına yapışık
halde bulunan "parçaları" uterus dışına çekerler. Bazı durumlarda aynı işlem
küret adı verilen metal aletler yardımıyla hafifçe kazınarak yapılması
gerekebilir.
Rest plasenta ("parça kalması")
Düşük sonrası veya yasal tahliye sonrası uterus içinde plasenta ve gebeliğe
ait diğer bazı parçaların kalmasına verilen isimdir. Kanamayı durdurmak ve
enfeksiyonu önlemek için genellikle kürtaj uygulanması tercih edilir.
Habituel abortus (tekrarlayan düşükler)
Bir kadının en az iki kere (bazı ekollerde üç kere) düşük yapmasına verilen
isimdir.
Düşük neden olur?
Oosit (yumurta hücresi) döllendiği andan itibaren gebelik başlar. Döllenen
yumurta hücresi Fallop tüpünde ilerleyerek uterus içine ulaşır ve burada en
uygun yerde yerleşir. Bu yerleşme (implantasyon) sonrasında beta HCG salgısı
başlar.
Doğanın en önemli görevlerinden biri yeryüzünün canlılara sunduğu sınırlı
kaynaklarından en mükemmel olan canlıların faydalanmasını sağlamaktır. Bunun
için de doğa(l) mekanizmalar yeni canlı oluşumunun her aşamasında ve hatta
canlılar dünyaya geldikten sonra da hayatın her aşamasında devreye girerek
tüm canlılar bir sınava tabi tutulur, "hatalı" olanlar ortadan kaldırılır ve
kusursuz olanlara "yer açılır". "En mükemmel" olan burada genetik, yapısal
ve işlevsel olarak en mükemmel olan anlamında kullanılmaktadır. Doğal
seleksiyon (seçim) adı verilen bu fizyolojik mekanizma "hatalı" olan
organizmaları bulur ve yukarıda anlattığımız gibi, mükemmel olanlarına yer
açmak için bir anlamda kendi yaptığı hataları yokederek düzeltmeye çalışır.
En dar anlamda bakıldığında "düşük" bu fizyolojik mekanizmanın
dışavurumlarından biri olarak görülebilir.
Doğal seleksiyonun düşük eyleminde en önemli özelliklerinden biri en erken
dönemlerde devreye girmesidir. Hata henüz büyük boyutlara ulaşılmadan
bertaraf edildiğinde mekanizma daha iyi işler. Bu nedenle her ne kadar
"düşük" terimini ilk 20 hafta içinde oluşan bir olay olarak tarif etmiş
olsak da aslında düşükler en sık gebeliğin oluştuğu ilk günlerde oluşur ve
önemli bir kısmı da henüz adet gecikmesi gibi gebelik belirtileri oluşmadan,
yani kadın gebe olduğunu algılamadan meydana gelir. Döllendikten hemen sonra
süreç işlemeye başlar ve döllenmiş olan ancak "kalitesi düşük" yumurta
hücresi hemen yokedilmeye çalışır. Bu süreç o kadar hassas işler ki, bu
aşamadan adet gecikmesi olan gebeliğin dördüncü haftasına kadar oluşmuş olan
gebeliklerin yaklaşık %25'i düşükle sonuçlanır. Bu gerçeği beta HCG hormonu
ölçüm yöntemleri geliştirildikten sonra anlamış bulunuyoruz. Yukarıda
anlattığımız gibi implantasyon (uterus içinde yerleşme) oluştuktan hemen
sonra başlayan beta HCG salgısı hassas laboratuar incelemeleriyle
ölçülebilmekte ve kadında henüz adet gecikmesi olmadan beta HCG salgısının
arttığının gözlenmesiyle gebelik tanısı kesin konabilmektedir (gebeliğin
tanısı hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayın). Bu aşamada henüz
biyolojik olarak gebelik başlamamış olduğundan ve kan biyokimyasına göre
(yani beta HCG artışına göre ) gebelik tanısı konduğundan gebeliğe "kimyasal
gebelik" adı verilir.
Doğal seleksiyonun diğer bir özelliği de hatalarını düzeltme yönündeki
tutumunu "inatçı" bir şekilde devam ettirmesidir. Kadında adet gecikmesi
olduktan sonra da takip devam eder ve tanısı konmuş gebeliklerin yaklaşık
%15'i de gebeliğin ilerleyen haftalarında düşükle sonuçlanır. Yani bunun
anlamı, oluşmuş gebeliklerin yaklaşık %40'ı düşükle sonuçlanmaktadır! Bu
durum doğanın çok hata yapmasından değil, en ufak hataları bile
"affetmemesinden" kaynaklanan bir durumdur.
Gebelik haftası ilerledikçe gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı azalır.
Zira doğal seleksiyon süreci "hatalı gebelikleri" sıklıkla erken gebelik
haftalarında yakalar ve sonlandırır. Nitekim düşüklerin %80'i gebeliğin ilk
12 haftasında gerçekleşir ve bu haftadan sonra düşük riski giderek azalır.
Yapılan bazı çalışmalar bebeğin ultrasonografide kalp atışlarının gözlenmesi
durumunda düşük riskinin %3'e kadar düştüğünü göstermektedir.
Yukarıda anlattığımız bu doğal seleksiyon süreci elbette her düşüğün nedeni
değildir. Özellikle tekrarlayıcı düşüklerin önemli bir kısmı, kadında
varolan bazı yapısal kusurlara (uterus şekil bozuklukları gibi), hormonal
dengesizliklere (polikistik over gibi, tiroid işlev bozuklukları gibi),
kadında ve /veya erkekte varolan genetik bazı kusurlara bağlı (dengeli
translokasyonlar gibi) olarak da oluşabilir. Aşağıda bu nedenlerin daha
geniş bir listesini bulacaksınız.
Ancak şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Erken gebelikte ortaya çıkan
düşüklerin %50'sinden fazlası bebekte tesadüfi olarak ortaya çıkan ve
tekrarlayıcı özelliği bulunmayan kromozom anomalilerine bağlı meydana gelir.
Düşük esnasında gebelik haftası ne kadar ufaksa nedenin böyle olma olasılığı
o kadar yükselir. Bu yüzden de düşük, üreme çağında bulunan kadınların
sıklıkla yaşadığı ve çoğunlukla tekrar etmeyen bir durum olarak kabul
edilebilir.
Doğal seleksiyon elbette her üretim hatasını saptayamaz ve bazı gebelikler
hatalı üretilmiş olmalarına karşın devam eder. Doğal seleksiyon süreci bu
hataları gebeliğin ilerleyen haftalarında yakaladığında kendini geç düşükler
ya da erken doğum, ölü doğum şeklinde belli edebilir. Esasen erken
doğumların bir kısmının nedeni de budur.
Doğal seleksiyon hatalı üretimi doğuma kadar yakalayamadığında yeni doğan
döneminde yakalayabilir. Yeni doğan ölümlerinin önemli nedenlerinden biri de
anomalili doğmuş bebeklerdir.
Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir?
Anne (ve baba adayının) gebeliğin oluştuğu esnada yaşı ne kadar yüksekse ve
kadının daha önceden yaşadığı gebelik sayısı ne kadar fazlaysa gebeliğin
düşükle sonuçlanma riski de o kadar artar. Bu doğaldır, zira yaş arttıkça
gamet hücrelerinde (kadınlarda yumurta hücresi, erkeklerde sperm) genetik
bozukluklar meydana gelme olasılığı ve bu meydana gelen bozukluğun döllenmiş
hücreye geçme olasılığı artar. 20 yaşından daha genç olan anne adaylarında
düşük riski yaklaşık %10 iken (gebelik tanısı konulan gebeliklerin düşük
oranı), 40 yaşından daha ileri yaşta olanlarda bu risk %30 civarındadır.
Baba adayının yaşının 40'ın üzerinde olduğu gebeliklerde de düşük riski iki
kat artar.
En önemli etken olan anne ve baba adayı yaşı dışında, anne adayında hormonal
bazı hastalıklar (polikistik over, hipotiroidi (tiroid bezinin az
çalışması)), kronik hastalıklar (özellikle kalp, karaciğer ve böbrek
hastalıkları, bazı otoimmun hastalıklar, tüberküloz, kanser, ileri derecede
kansızlık), jinekolojik hastalıklar (uterus şekil bozuklukları, uterusta
yapışıklıklar, myomlar, tedavi edilmemiş bazı vajinit türleri, sigara ve
alkol kullanımı ve mesleki olarak bazı maddelere sürekli maruz kalma da
düşük oluşma riskini artırır.
Daha önceki gebeliklerinden biri düşükle sonuçlanmış olan anne adaylarında
da yeni bir gebeliğin düşükle sonuçlanma riski hafifçe artar. Daha önce
yapılan iki veya daha fazla düşükte ise önceden gerçekleşmiş düşük sayısı
arttıkça yeni gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski artar. Her ne kadar
düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski
yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne
adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75
arasında olduğunu göstermektedir.
Yeni doğum yapmış bir anne adayında doğumdan sonraki ilk üç ayda oluşan
gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski nispeten yüksektir.
Düşük nasıl belirti verir?
Düşüğün "olmazsa olmaz" belirtisi kanamadır. Erken gebelik haftalarında
kanamanın beraberinde ağrı olmayabilir ve "parça düşürme" de "parçaların"
ufak olması nedeniyle algılanamayabilir.
Düşük tehdidi nedir?
Gebeliğin ilk yarısında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda yapılan
jinekolojik muayenede kanamanın uterus dışında bir yerden gelmediğine emin
olunduğunda düşük tehdidi tanısı konur. Bazı anne adaylarında basur
kanaması, idrar yollarındaki kanama, ya da serviksteki bir hastalığa bağlı
olarak özellikle cinsel ilişkiden sonra oluşan kanama da yetersiz bir
değerlendirme sonucu düşük tehdidi sanılabilir. Bu nedenle "düşük tehdidi"
tanısını hemen koymadan komple bir jinekolojik ve genital muayene ihmal
edilmemelidir. Anne adaylarının çoğu bu muayeneye karşı isteksizdir. Ancak
jinekolojik muayene ve/veya ultrasonun düşüğe neden olduğu konusunda
bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde oluşan
kanamanın diğer nedenlerini de asla gözardı etmemek gerekir. Bunlar arasında
en önemlileri dış gebelik, mol gebeliği, selim ve habis tümörler, sindirim
sisteminden veya idrar yollarından olan kanamalardır.
Beklenen adet döneminde oluşan kanama ("üstüne görme"), implantasyonda
(beklenen adetten bir hafta önce) oluşan kanama, 8. hafta civarında
plasentanın corpus luteum işlevlerini üzerine almasına bağlı oluşan kanama
da sağlıklı seyreden bir gebelikte ender olarak görülen "lekelenmenin"
nedeni olabilir.
Düşük tehdidi tüm gebeliklerin %20-25'inde görülen ve özellikle erken
gebelik haftalarında %40-50 düşükle sonuçlanan bir durumdur. Düşük tehdidi
kanaması genellikle hafiftir ancak günler hatta haftalar sürebilir. Kanama
miktarı arttıkça düşük tehdididin düşükle sonuçlanma riski de artar. Gerçek
bir düşük tehdidi geçiren anne adaylarında gebeliğin ilerleyen haftalarında
da erken doğum, bebekte gelişme geriliği gibi normaldışı bir durum ortaya
çıkma olasılığı nispeten artar. Bu nedenle bu tanıyı almış anne adaylarının
gebelik döneminde ve doğumdan hemen sonraki dönemde daha sıkı takip
edilmeleri uygundur.
Düşük tehdidi tanısı koyabilmek için jinekolojik muayenede serviksin kapalı
olduğu gözlenmeli ve ultrasonda bebeğin kalp atışlarının olduğu
gözlenmelidir. Bebeğin kalp atışlarının henüz ultrasonla gözlenemeyecek
kadar ufak olduğu veya henüz embriyonun bile görülemediği erken gebelik
haftalarında ise uterus içinde gebelik kesesinin düzgün yapısının devam
ettiği gözlenmelidir.
Düşük tehdidi durumunda ne yapılmalıdır?
Düşük tehdidi tanısı konduğunda cinsel ilişki uterusta kasılmalara
yolaçtığından yasaklanır. İstirahat edilmesi de dahil olmak üzere düşük
tehdidinde alınan önlemlerin kesinlikle başarılı olduğu yönünde bilimsel
veriler mevcut değildir. Progesteron tedavisi sık uygulanmasına karşın bunun
da etkili olduğunu söylemek için elimizde yeterli bilimsel veri mevcut
değildir. Hatta bazı çalışmalar bu tedavinini önlenmesi imkansız olan bir
düşüğü geciktirdiğini göstermektedir.
Düşüklerden sonra mutlaka uygulanması gereken anti-D immunglobulin (Rhogam,
yani "uyuşmazlık iğnesi") kan uyuşmazlığı olan çiftlerde ihmal
edilmemelidir.
Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını değerlendiren testler
Beta HCG
Beta-HCG, gebelik oluştuktan yaklaşık 6 gün sonra (gebelik ürünü
endometriuma yerleştikten sonraki ilk saatlerde) kana geçmeye başlar. Hassas
gebelik testleri, kanda beta HCG'yi henüz adet gecikmesi olmayan bir
dönemde, son adet tarihinden sonraki 24. günde saptayabilirler. Beklenen
adet geciktiğinde kanda beta HCG oranı yaklaşık 100-600 IU/l'dir. Bu seviye
8-10. haftalar arasında 100.000 IU/l'lik maksimum seviyeye ulaştıktan sonra
giderek azalır ve 20. haftadan itibaren gebeliğin sonuna kadar 10.000'lik
seviyede kalır.
Eczanelerde satılan testler güvenilir midir?
Bu testlerde iki sorun vardır: Öncelikle bu testler idrardaki beta HCG'yi
saptadıklarından, kandaki beta HCG belli bir seviyeye ulaşıp idrara da
yansıyana kadar, gebelik olmasına karşın negatif sonuç verebilirler. Testin
hassasiyetine bağlı olarak, idrarda beta HCG saptanması, adet gecikmesinin
bir hafta ile 10 gün sonrasına kadar gerçekleşmeyebilir.
Diğer bir sorun da LH adı verilen ve ovulasyonun yönetiminden sorumlu olan
hormon yapısal olarak beta HCG'ye çok benzer ve özellikle eski teknolojiyle
çalışan testler LH'yı beta HCG sanarak yanlış bir şekilde gebeliğin pozitif
çıkmasını sağlayabilirler. Bu tür testler özellikle LH'nin yumurtlamadan
önceki fizyolojik yükseldiği dönemde uygulandıklarında pozitif sonuç vererek
yanıltabilirler. Bu yüzden piyasadan satın aldığınız testin özellikleri
hakkında bilgi edinmeniz ve mümkün olan her durumda klinik veya hastanelerde
kullanılan hassas testleri yaptırmanız daha uygundur.
Gebeliğin seyrinin sağlıklı olup olmadığı konusunda kanda seri beta HCG
ölçümleri değerli bilgiler verir. Normal bir intrauterin (rahimiçi)
gebelikte 48 saat arayla yapılan ölçümde (kural olmamakla beraber) beta HCG
seviyesinin iki kat artması beklenir. Bu artış olmadığında veya düşüş
gerçekleştiğinde dış gebelik veya bozulmuş gebelik söz konusu olabilir.
Kesin tanı elbette klinik ve ultrasonografi bulgularıyla beraber konur.
Yine kandaki beta HCG seviyesi haftaya göre aşırı yüksek bulunduğunda (çoğul
gebelikte olması gerekenden bile yüksek olduğunda) mol gebeliği veya Down
sendromu gibi normaldışı bir durumdan şüphelenilebilir. Yine kesin tanı
diğer tanı yöntemleri beraberce kullanılarak konur.
Ultrasonografi
Transvajinal ultrasonografi abdominal (karından yapılan) ultrasonografiye
göre daha güvenilir bilgiler verir ve gebelik yapıları vajinal yolla
bakıldığında abdominal yola göre bir hafta daha erken görülebilir.
Gebelik kesesi çapı, gebelik kesesinin düzenli olup olmaması, yolk sac (yolk
sak okunur) adı verilen yapının büyüklüğü ve özellikleri, fetusun boyu ve
kalp atışlarının gözlenip gözlenememesi, fetusun kalp atım sayısı gibi
özellikler gebeliğin seyri hakkında değerli bilgiler verir. Bunların
beraberce veya birbirini takipeden sırada değerlendirilmesi düşük riski olan
anne adaylarında gebeliğin durumu hakkında iyi bir kılavuz olabilir.
Beta HCG değerinin 1500 IU/l olmasına karşın transvajinal ultrasonda gebelik
kesesinin görülememesi, 6000 IU/l olmasına karşın transabdominal ultrasonda
gebelik kesesinin görülememesi durumunda dış gebelik söz konusu olabilir.
Yine transvajinal ultrasonda gebelik kesesi 13 mm. ve daha büyük olmasına
karşın yolk sac yapısının henüz gözlenememesi, kesenin 17 mm. ve daha büyük
olmasına karşın embriyonun gözlenememiş olması gebeliğin sağlıklı olmadığını
düşündürür.
Düşüğün tekrarlama riski nedir?
Bir kez düşük yapan kadının sonraki gebeliğinde tekrar düşük yapma riski
%20'dir. Üç ve daha fazla sayıda düşük yapmış bir kadının ise yeni bir
gebelikte tekrar düşük yapma riski yaklaşık %50'dir.
Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle
sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda
düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının
%55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.
Düşükten ne kadar sonra gebe kalınabilir?
Bir kez düşük yaşadıysanız, yaşadığınız düşük mol gebeliğine bağlı
değildiyse, düşük sonrasında aşırı kanama, enfeksiyon gibi normal dışı bir
durum söz konusu olmadıysa, tedavi gerektiren bir hastalığınız yoksa
yaşadığınız düşük muhtemelen tekrarlayıcı özelliği yüksek olmayan bir
düşüktür ve ileri inceleme gerektiren bir durum da değildir. Kendinizi
psikolojik olarak yeni bir gebeliğe hazır hissettiğinizde yeniden gebe
kalabilirsiniz.
Yukarıdakilerden daha farklı bir durumdaysanız (birden fazla düşük, mol
gebeliği, düşük sonrası problem, kronik bir hastalığın varlığı gibi)
doktorunuza danışmalı ve gerekli inceleme ve tedaviler sonrasında gebe
kalmalısınız.